22 Ocak 2009 Perşembe

super babaanne


herkesin ailesi kendine gore komiktir. bi dusununce zilyon tane sacmasapan an yakalanir aile gecmisinden, kahkahalarla gulunebilecek. benim ailem de cilgin komik degildir, kendilerine has bir havalari vardir yine de. yani soyle surekli gulen eglenen "koy gotune haciiiiiiiii" diyen bir aile degildir, bizimkisi daha cok durum komedisi. yani annemin ben amerika'ya giderken o cilgin gumruk kontrolu falan esnasinda evi arayamamam uzerine, seyahat acentasindan chicago havaalaninin telefonunu istemesi, onune sozluk cekip havaalanini(ya da iste seyahat acentasi nerenin telefonunu verdiyse, orayi-zira ben pek inanmiyorum verdiklerinin cidden chicago havaalaninin numarasi olduguna) aramasi, tabii kimseye ulasamamasi, ya da yine ben amerika'dayken ve gideli neredeyse 2 ay olmusken gecenin korunde beni arayip "gelirken ekmek al" demesi, ve benim "anne ben amerika'dayim" diye hatirlatmam uzerine "aaa unutmusum" demesi (evin tek cocuguyum, ve bilenler bilir annem gunde 20 defa falan arar beni) hep durum komedisi halimizden. ama benim su gunlerdeki favorim babaannem. kendisi 86 yasinda dinine cok bagli bir atom karinca. sabah ezaninda firlar, aksam yemegine de zor gelir eve, dag bayir dolasir, inanilmaz bir isletmedir, dunyanin en uretken insanlarindandir. asik suratli olmasa da pek gulmez, genelde biz onu kucagimiza falan aliriz (45 kilo evet) da oyle guldururuz. ha buraya konu olmasinin sebebi gecen ramazan'da beni dumurlara ugratan lafi. ramazan'da telefonda konusuyoruz kendisiyle, "yavrum orucum ya hic tadim tuzum yok" dedi halini hatrini sordugumda, ben de "ee babaanne o zaman tutma sen de" dedim, o da klasik "ya iste simdi tutayim belki seneye tutamam" bahanesini salladi, sonra da "neyse canim, belki (belki sayin okur, dikkatini cekerim) gelecekte faydasi olur, gorecegiz bakalim siz mi kazanacaksiniz ben mi" dedi. ahahahaha.. babaannem agnostikmis, yeni ogrendim! onceki cumlede de "siz" dedigi muhtemelen, oruc tutmayan kitle olan babam ve ben. evet insan her an dumurlara ugrayabiliyor, hem de saatlerce mesafe otedeki babannesinin tek lafiyla bile.

gelelim neden bu yaziyi aile fertlerine dayandirdigima. hepinizin bildigi gibi obama dun yeminini etti, resmen abd baskani oldu. "hayir mi ser mi bilmem ama, atesteyim ben ateste." neyse degisimdi, beyonceydi bruce springsteendi derken, beni gicik eden kare kucuk kizi sasha'nin basparmagiyla babasina "super" hareketi cakmasiydi. ulan ben 6 yasimdan beri babamla oyle iletisim kuruyorum be kucuk sasha geri bas! cidden pederle bizim konusmalari kimse anlayamaz kolay kolay, konunun sadece basligini soyleriz, nasil olsa herkesin yorumu kendine. kendisi beni "kontrgerilla" tarziyla yetistirdigi icin (bkz: eskisehir'de kar) tum argo kelimeleri ondan ogrendim. o da benden cok sey ogrendi ki gecen gece iyi geceler yerine "hadi ben kacar" dedi. ahaha. kisacasi biz obama'ya basparmagimizla onay vermedikten sonra ne yazaaaar peh..

aile dumurlari ilginctir. onlar olmadan da yasanmiyor be azizim. "two thumbs up!"

hadi yine iyisin sasha.

21 Ocak 2009 Çarşamba

moron diyaloglar


behic ak'in "ayrilik" isimli oyununda 4 senelik bir iliskiden sonra ayrilmis olan cift, 1 sene 13 gun sonra bir araya gelirler, ve aralarinda yaklasik 1 saatlik bir diyalog gecer. her "eski sevgiliyle arkadas kalmak" hatasina dusen zavallinin anlayacagi gibi, gecen diyalog son derece "moron"dur. moron diyalog nedir biraz acalim, valla balta buldu bu terimi. ya da ben ilk ondan duydum. gereksiz, zorla yapilan diyaloglar moron diyaloglardir. eski sevgiliyle arkadas kalma cabasi harcandigi surece yapilan tum diyaloglar neredeyse morondur. siz ona "ee haci manita var mi? benden cok mu seviyorsun?" diye sormak isterken, "adab-i muaseret" kurallari icinde sorabileceginiz soru "ee daha daha nasilsin?" olur. ulan asil hayati nasil gidiyor, bok icinde yuzuyor mu, yoksa bu ayrilik ona yaradi mi diye sormak isterken, "ben de iyiyim iste yeaaaa" tadinda aciklamalar yaparken bulursunuz kendinizi. oyunda da iki taraf da "ben de iyiyim, superim, mukemmelim, fevkaladeyim." demektedir alenen. ahaha. iste moron diyalog budur. gereksizdir, adi ustunde morondur. kacila.

tabii "insan sosyal bir hayvandir." (lisedeki edebiyat hocamiz saki'ye sonsuz tesekkurlerimizle), mecburen istemedigimiz insanlarla gorusuyoruz, konusuyoruz, istemedigimiz zamanlarda istemedigimiz yerlerde bulunmak durumunda kaliyoruz. ben bunu reddetmek istiyorum. "insan sosyal bir varlik olmamali" son donemlerdeki mottom. tabii bu bi paradoks oluyor su andaki sartlari dusununce. insan sosyal bir varlik olmazsa ben niye bu blogu yazayim ki, hem de genellikle ikinci cogul sahis icin (yani sizler sevgili okur kitlem=))) ama yine de insan istedigi zamanlarda vazgecmeli sosyal olmaktan. kimse kimseyi bi yerde bazilariyla bulunmasi icin zorlamamali. yemin ediyorum mutlulugumuz artacak, soz veriyorum yahu. moron diyaloglara ne gerek var, herkes farkinda olsun bazen konusmayinca daha rahat edecegimizin. "whereof one cannot speak, thereof one must be silent." demis wittgenstein amca, ofz'me selam ediyorum buradan.

konuyla alakali olarak, 14 ocak aksami nefes'te replikas konserine gittik. bi arkadasimizin hiç de hazzetmediğimiz eski kiz arkadasini gormus bulunduk..gormemezlige geldik, ama hatun tam bir femme fatale seklinde yanimiza gelip selam verince biz de moron diyaloglara imzamizi attik tabii yuzsuzce. tabii ki yas 12 degildi, "sen benim arkadasima neler yaptin, ben de seninle gonusmuyom iste hih" diye arkamizi donemezdik (-nedenki? -toplum toplum. -haaa.), "mecburen" iki cift laf ettik hicbir sey olmamiscasina. iste o an balta'dan "moron diyaloglar" kelimelerini duydum. anam o vakit konser degisti benim icin. oooh kurtlarimi bi doktum bi doktum. ehehe. yok yok replikas sahane bizimki bahane, yeni album hepsinden ote. zerre hemen dinlene. moron diyaloglar cope atila, kimse kimseden bir sey beklemeye, herkes maskelerini dusure. acil.

arno hintjens - belçika'nın tom waits'i


2007 yazinda pinar'la beraber belcika'nin kucuk ama guzel festivallerinden cactus festival'deyiz. ilk aksam gotan project cikiyor, arkasindan da arno adinda belcikali bir muzisyen. biz de son trene yetisip pinar'in sicak yuvasinda uyumak ugruna, gotan project biter bitmez kacacagiz planiyla gidiyoruz festivale. bu arada en onde yerimizi kapmisiz, uyuz belcikler arasinda piti piti dansediyoruz. hemen arkamizda duran bir belcikali kadinla sohbet etmeye basliyoruz, iki cocugu var yaslari 5-6. arno'ya kalmayacagimizi soyluyoruz, o da "aa neden kalmiyorsunuz? arno sahanedir." falan tadinda konusmalar yapiyor. "emmeaaaaan arno kim yeaaa?" diye gent'e donuyoruz. basiretimizin net bir sekilde baglandigi anlardan bir tanesi yine.

sonraaaaa, roll dergisinin gecen sayilarindan birinde (sanirim agustos 2008) arno'dan "belcika'nın tom waits'i" diye bahsedilince ben kafami taslara vuruyorum. ve gercekten belcika'nin tom waits'iymis efendim, biz daha cok bir tarkan muamelesi yapmistik, buradan ozur diliyorum arno hintjens'ten. bir serge gainsbourg havasi da sezmedik degil, allahim sigara sesli muzisyenler tanrisi carpacak vallahi beni. "binlerce ozur" (kafabindunya sarkisidir ayni zamanda).

aman peder elini ayagini opeyim, hemen arno dinleyeyim de affet beni. amen.

http://www.arnohintjens.be

p.s. pinisim belciklerin de guzel seyler yapabilecegine inanamiyor insan di mi=)

20 temmuz 2009 deep purple istanbul konseri

eveeeeeet! geliyorlar valla da geliyorlar yine yeni yeniden geliyorlar. 2o temmuz'da deep purple turkcell kurucesme arena'da! o vakit nacizane bir animi anlataaayim hemen:

tarih 23 temmuz 2005. o vakit istanbul'da fink atan afacan stajyerleriz, ve paramiz yok, deep purple konseri yalan. lakin surekli 5 kisi ve fazlasi oldugumuzdan, mutemadiyen taksideyiz. neyse yine taksideyiz 23 temmuz aksamustusu, muhtemel kadro: ben, berkin, irem, yasin (irem'in kuzeni) ve asli. berkin onde yine taksici amcayla muhabbette, trafik acaip tikanmis durumda, biz de "allah allah niye boyle yaaa" falan diye soyleniyoruz, taksiciden "deep purple konseri var ya ondan" diye bi yorum geliyor, biz dumurlardayiz tabii. sonrasinda berkin de "dinliyo musun abi?" diyor, adam da "tabii canim, ben de gidecektim de calisiyorum diye gidemedim, kizi gonderdim." diyor ve hemen teybe led zeppelin koyuyor. ehehe. amca babamlarin jenerasyonundan ama. selam ediyoruz kendisine. neyse, 4 sene sonra yine geliyorlar, artik mutlaka gidilecek, zira adamlari belki de son gorusumuz olabilir. hadi o zaman barabar barabar hep barabar "perfect strangers".

blog canlandirma denemeleri episode 1


aman yaleppi, tam 1 sene 1 ay olmus bloguma yazmayali. vuuuuu. bu ne yuzsuzluk ne sorumsuzluk. hadi temmuza kadar anladik melike hanim, yeni evdi, okuldu falan derken vakit ayiramadin, onun yerine paso dizi izleyip durdun, lakin temmuzdan sonrasini kabul etmiyoruz i-ih. hatta bugun bile yapmaya usenirdim de, ne zamanki son gorusmede "blogunuz var mi?" sorusuna, "ehi evet var." dedim, ve akabinde gelen "adresi aliyim?" sorusunu da "yaaaa ama yani benimki daha cok gunluk gibi" diye gecistirdim; o an anladim, benden adam olmaz. hehe. kisacasi blogu guncellemeye karar verdim, hatta gaza gelip bir de ingilizce blog konduruvereyim dedim daha ciddi olur, ingilizce geyik yapmam, uluslararasi platformda cok ciddi bir insanimdir (lan?).

haydi o zaman kisaca bir catch-up. temmuz'da donuldu barselona'dan. iki uc gorusmeye gidildi, ellerde patlatildi, donuldu. olabilecek pozisyonlar donduruldu, ilanlar kaldirildi, gorusmelerde gereksiz heyecan yapildi, basiretler baglandi. sifira sifir diycem ve anti klise timini karsimda gorucem diye cok korkuyorum, ama aynen oyle durumum. ha bu durum benim ozguvenimi biraz koreltmek disinda pek koymuyor, napalim diyip geciyorum, turk olma durumu pek incelenesi bir seymis a dostlar. "kader..." aha.

bu arada beni istanbul'da misafir edenlere, surekli is ilanlari yollayip moral verenlere, gezdiren gordurenlere, sanat camiasina cekenlere sonsuz tesekkurlerimi sunuyoooor, 2009 blog sezonunu aciyorum. haydin gari.