24 Ocak 2011 Pazartesi

Bir ömür törpüsü olarak Turkcell

Selamlar mobil dünyanın eşsiz neferleri! Geçtiğimiz hafta Turkcell'e bayıldığım zilyonlarca lira sonucu hattını sorgulayan bir insan olarak biraz içimi dökeceğim buraya. Her şey geçenlerde "öeh neden 50 tl'lik kontörüm hoop diye gidiyor" diye düşünmemle başladı. Zaten ne paramın hesabını, ne de kontörümün hesabını bilen bir insan olarak, telefon konuşmalarıma şöyle bir bakmam yeterli oldu. Neyse, Turkcell "Her yöne 10 dakikası 50 kuruş" diye reklam yaparken, buna çok da itibar etmemek gerekiyormuş, turkcell.com.tr'ye girip o küçücük karınca duası kıvamındaki yazıları da bir bir okumak gerekiyormuş. Bu her yöne 10 dakikası 50 kuruş olayı, aylık 300 dakika ile sınırlıymış, sonrasında haşırt haşırt dakikası 40 kuruş oluyormuş. Tabii ben de o küçücük yazıları okumadan Turkcell'e şikayet maili atmıştım. Kendileri önce beni cumartesi sabahı 09.02'de arayarak ilgilerini belli etmişler. Tabii ulaşamamışlar, akabinde Pazar öğlene doğru aramışlar, yine ulaşamamışlar (evet uyuyorum), sonrasında "Her yöne 10 dakikası 50 kuruş aylık 300 dakika ile sınırlıdır." şeklinde özetlenebilecek bir e-mail geldi. İşte şu anda Vodafone tarifelerini incelemekteyim. 9 sene sonunda delirttin beni Turkcell, tabii ben başka operatöre geçersem peşimden valide, teyzelerim ve kuzenlerim de geçecek, bunu da biliyorsun değil mi?

20 Ocak 2011 Perşembe

Time is on my side


Bugün birisi bana Rolling Stones'dan "Time is on my side"ı armağan etti, beni anlatıyormuş bu şarkı. Çok da sevindim, aha da sözleri:


Time is on my side, yes it is
Time is on my side, yes it is
You're searching for good times, just wait and see
You'll come running back
You'll come running back
You'll come running back to me


Time is on my side, yes it is
Time is on my side, yes it is
'Cause I got the real love the kind that you need
You'll come running back
You'll come running back
You'll come running back to me


Go ahead baby go ahead, go ahead and light up the town
Baby, do anything your little heart desires
Remember, I will always be around
One day you're gonna come back
Do you know that you can shine for me, just screamin' out
Go, go, go


Time is on my side, yes it is
Time is on my side, yes it is
'Cause I got the real love the kind that you need
You'll come running back
You'll come running back
You'll come running back to me


Time, time, time is on my side, yes it is
Time, time, time is on my side, yes it is
Time, time, time is on my side, yes it is

19 Ocak 2011 Çarşamba

Kırıka & Ayyuka

Kırıka & Ayyuka, ikisi de pek sevdiğim gruplardan, beraberce 26 Şubat'ta Salon İKSV'delermiş. vuhuuuuu hemen bizim listeyi güncelleyelim bu vesileyle:

10 Şubat Perşembe - Òlafur Arnalds @ Salon İKSV
11 Şubat Cuma – Vega @ Bronx Pi Sahne
19 Şubat Cumartesi – Cirque du Soleil @ Abdi İpekçi Arena
23 Şubat Çarşamba – Büyük Ev Ablukada @ Babylon (yehhhuuuu)
26 Şubat Cumartesi – Kırıka & Ayyuka @ Salon İKSV
Şubat sonu / Mart başı – Kutluğ Ataman “İçimdeki Düşman” @ İstanbul Modern (Biraz merak ediyorum, ama tam da değil:P 6 Mart’a kadar)
Mart ayında – Frida Kahlo ve Diego Rivera Sergisi @ Pera Müzesi (20 Mart’a kadar)
Yine Mart ayında Pera’daki Oryantalist Resim Koleksiyon Sergisi
23 Mart’ta İstanbul Modern’de başlayacak “Kayıp Cennet” sergisi – dijital medya meraklılarına duyurulur.

Black Swan








Bugün ofistekilere Black Swan’i anlatırken aslında biraz haksızlık ettiğimi farkettim, böylesi bir film daha uzun bir yazı hakediyor. Çok da spoiler vermeden kısaca bahsetmeye çalışacağım, Türkiye’de gösterime giriş tarihi 25 Şubat bu arada, o zamana kadar bekleyebilirseniz sinemada izlenesi –ama sinemada korkarım derseniz, mutlaka evde izlenesi- bir film. Ben şahsen evde (hatta Eda’da) ve 4 kişi izlediğimiz için çok mutlu oldum. Zira elimle gözlerimi kapattığım anlarda “Aç aç, geçti” diyen birileri vardı yanımda.

Black Swan, Nina’nın (Natalie Portman) rüyasıyla açılıyor. Daha sonra annesinin hazırladığı yarım greyfurttan oluşan kahvaltısını yapan Nina, provasına doğru yola çıkıyor. Sonrasında Kuğu Gölü’ndeki başrolü almak için “çektikleri” ve bu rolün altından kalkmak için “geçirmek durumunda kaldığı” değişim anlatılıyor, tabii Aronofsky tarzıyla. Bence Requiem for a Dream’den de, Pi’den de farklı bir film Black Swan, illa başka bir şeylere benzetmek gerekmez ama buram buram Aronofsky kokan bir film değil kısacası. Onun dışında, zaten Altın Küre’yi de kazanan performansıyla Natalie Portman, Oscar’ın en büyük adaylarından biri olarak gösteriliyor, ki Léon’u izlemek için haftalarca Pazartesi sabahları yataktan sürünerek kalkmış biri olarak (Bkz. Pazar geceleri-Parliament Gece Sineması-Star TV, hatta Interstar, oh yes), uzun süredir Portman’ı adının önünde hatırlanacak bir performansla izlemediğim için üzülüyordum, iyi oldu. Hele ki sanat camiasının o baskıcı ve egosu-tavanda atmosferinden bihaberseniz, kesinlikle o gözle de izlenmesi gereken bir film.

Filmi izledikten sonra da Jim Carrey’nin Black Swan performansını izlemeniz şiddetle tavsiye edilir.

Bu arada, sanırım 2011’in sadakasını peşin peşin veriyor olacağım yakında, bu aralar negatif enerjiyle doluyum, beddualarımın adresi belli.

18 Ocak 2011 Salı

büyük ev ablukada


"büyük ev ablukada", indie'sinden bir grup. eskişehir tadında, vokalisti zaten bizim "barfu", bir de üstüne üstlük alican tezer&okan kaya var diollllaaar. daha önce de yazdım, 26 ocak'ta saloniksv'deler. Şu da myspace adresleri:




biraz çabayla konser albümlerini de indirebilirsiniz, ama artık bir google'layıverin, emeğe saygı.

17 Ocak 2011 Pazartesi

Melgü'den eğlenceler: Xbox'tan Behzat Ç.'ye bir haftasonu günlüğü

Hello diyırs. Çok hareketli bir haftasonu geçirdim de uzun zaman sonra, hemmmmen anlatiyim istedim:) Tabii bu hareketliliğe dayanamayan bünyem dün tüm günü uyuyarak geçirdi, bir tek Behzat Ç. izlemeye uyandım, üstüne bu sabah da sürünerek kalktım... Olsun seviyorum boş gezmemeyi ordan oraya koşturmayı, hele Ankara’daki son günlerimi geçirirken.

Cuma akşamı, tüm hafta boyunca Engin’e “Hadi ‘black swan’i indir, hadi izlicezzz” dememin üzerine, Eda, Engin ve Ahmet üçlüsüyle son dönemin en çok konuşulan filmlerinden “Black Swan”i izledik. Yine bir Aronofsky filmi göreceğimizin bilincindeydik, ama bu kadarını ben tahmin etmemiştim. Gerim gerim gerildik, öyle ki 2 günde açılamadım. Yine de ben filmi beğendim, ama oldukça “keskin” bir yapıt olduğunu söyleyebilirim, Cuma iş çıkışı değil de, daha kafanızın rahat olduğu ve hazırlıklı olduğunuz bir zaman izleyebilirsiniz bence:) Natalie Portman Oscar alırsa, gayet hakedip almış olacak, onu da söyleyelim.

Cumartesi akşamı ise yine işçet’ten bir doğumgünü kutlaması için toplaşıldı. Önce Cafe Botanica’da yemek yedik. Meksika mutfağı olarak biraz zayıflar, quesadilla, enchilada ya da fajita yemeyiniz. Onun dışında sebzelerle dolu tabakları çok başarılı gözüküyordu. Bir de güzel Şili şarabı içtik ki mmm.. Gayet güzel bir mekandı, bir de biz çıkarken canlı müzik başladı, Ortaçgil şarkılarının tüm çekiciliğine rağmen ayrıldık :) Sonra işçetinin abisi (haliyle benim de uzaktan abim:D) Engin Abi’nin Bestekar’da yeni açtığı mekana gittik; “Aura Vip”. Bestekar evlerini hep severim zaten, hem şehrin kalbinde, hem de gayet güzel evlerdir (Bkz. La casa de Ali Nazım & Damla). Burası da bir Bestekar Sokak evi, odalara Rockband, Play Station, Xbox konulmuş, gidip dünyanın en rahat koltuklarında doyasıya eğlenebiliyorsunuz. Biz de önce 5 tane Metallica patlattık RockBand’de (kim söyledi tahmin edersiniz:D we’re off to never-never-laaaanddddd divildidivivididüüüüüüü), sonra birer ikişer eksilen insanların peşinden Xbox’a daldık ve tüm apaçi danslarını gerçekleştirdik:) Buradan çekiştirilerek çıkartıldım efenim, bana kalsa sabaha kadar orada “talk too much” hareketi yapacaktım – eli bele koyup diğer elle çok konuşuyorsun hareketi yapmak – ama yolda aldığımız pasta henüz yenmemişti, onu yemek için de Tunalı’da Old City (tüm Eskişehir esprilerini yaptım, no need) adlı mekana doğru yol aldık. Burası da küçük güzel bir mekandı, terası yazın güzel olur gibi gibi. Neyse burada da pastamızı yiyip hediyelerimizi verdik duvardaki posterlere bakıp eğlendik ve bir Cumartesi gecesi de böyle bitti. Tabii uzun süredir hareketliliğe alışkın olmayan bünyem dün uykuya verdi kendini, sadece kalkıp Behzat Ç. izledim, onu da iyi ki izlemişim, süper bölümdü, “seviyorum merkeeeeeezzz seviyoruuum”. CcC Harun reyiz CcC. Ayrıca, kesin “Tol” satışları artacak, söylemedi demeyin. “Yoksa gizli solcu mu la bu kız?” dedin ya Harun, muhteşemsin la ne diyim. Murat Uyurkulak okumayan zaten bizden değildir. Canan Ergüder'i de bu bölümde ilk kez sevdim, savcı ablanın hastasıyık.

Yarın akşam da Eskiyeni’de Oi Va Voi konseri var, umarım biletler henüz bitmemiştir. Bu arada Eskiyeni yeni yıl için süper takvimler ve kitap ayraçları hazırlamış (Sadri Alışık, Bob Marley, Janis Joplin ve Leonard Cohen’li), geçen Perşembe hemen biraz attık çantaya. Teşekkürler gencolar.

12 Ocak 2011 Çarşamba

okuma aşkı












Çantama atmam için beni bekleyen onlarca kitaba rağmen, yine dayanamadım bir sürü kitap sipariş ettim. Barış Bıçakçı’yı çok merak ediyordum uzun zamandır, şimdi 3 kitabıyla dünyasına giriş yapacağım, yorumlarımı yine burada yazarım. En son yine aynı şekilde 3 kitabıyla başladığım Alain de Botton beklediğim etkiyi yaratamasa da, bu sefer Barış Bıçakçı’dan umutluyum. Zira edebiyatta yerel tatların her zaman bir adım önde olduğunu düşünürüm (şaşırmayınız, özellikle şiirde çeviri en korktuğum şeylerin başında gelir!).



Bunun dışında son dönemde Ahmet Ümit’in İstanbul Hatırası’nı okudum. Sonu biraz hayal kırıklığına uğratsa da, özellikle İstanbul hakkında verdiği bilgilerin aşkıyla 2 günde bitirdim, tavsiye ederim. Onun peşinde arkeolojiye doyamadım, bir tavsiye üzerine Tom Knox’tan “Yaratılış Sırrı”nı okuyorum şu aralar. Çevirisi oldukça güzel, biraz “Avrupai” bir bakış açısıyla yazılmış, özellikle büyük ölçüde Şanlıurfa’da geçtiği için bunu daha iyi hissedebiliyorsunuz, ama oldukça akıcı bir kitap gibi. Bunun peşinden Şanlıurfa’ya tekrar gitmek farz oldu (insan bir yere sadece kuzeninin düğünü için gitmemeli, ok, ok, i know guys).



Sonrasında, Bilkent’te okuduğum yıllar boyunca kütüphaneden belirli aralıklarla alıp okuyamadan geri verdiğim “Saatleri Ayarlama Enstitüsü”nü en sonunda satın aldım, kütüphanemde olunca mutlaka okurum nasılsa diyerek. Tutunamayanlar hala okunmadı, okunacak. Onun dışında “Siyasi Düşünceler Tarihi” ve bir iki tane Saramago’m var listede. Bir de Bıçakçı’larla beraber gelecek “Ne Nedir?” var, heyecanla bekliyorum. Bunlara ilave kim bilir neler gelecek, aha evet, asıl “Fahrenheit 451” var senelerdir okumak isteyip okuyamadığım. Pffffffffffff 2011 sonuna kadar hepsini bitirmiş olursam çok sevineceğim diyır b’log.

4 Ocak 2011 Salı

Yepisyeni bir sene


Hello sevgili blogseverler! Bugün küçük bir heyecanımı sizlerle paylaşıp sonrası için kendime hatırlatma notları yazacağım.

Bazılarınız biliyor, önümüzdeki ay bu zamanlarda şehir değişikliğine gidiyor olacağım. Yeni yaş, yeni yıl, yeni iş, yeni şehir oldu benim için. Yeni bir hayat gözüyle bakıyorum ve açıkçası 2011’den herkese göre biraz daha fazla umutluyum (patlama ihtimali mahfuzdur).

Yeni şehirde yapmak istediklerim her geçen gün aklımdan geçiyor, tarih sırasıyla şuraya yazayım da, unutursam bir blog tıkı yeterli olsun.

2 Şubat’ta eğer gitmiş olursam James Walsh Unplugged @ Babylon (ODTÜ’ye kadar gelen Starsailor’ı izleyemememin acısı ancak böyle çıkar, ayağımın tozu ile James Walsh izleyerek)

11 Şubat Cuma – Vega @ Bronx Pi Sahne
14 Şubat haftası – Cem Yılmaz @ Maslak Show Center ,
19 Şubat Cumartesi – Cirque du Soleil @ Abdi İpekçi Arena
Şubat sonu / Mart başı – Kutluğ Ataman “İçimdeki Düşman” @ İstanbul Modern (Biraz merak ediyorum, ama tam da değil:P 6 Mart’a kadar)
Mart ayında – Frida Kahlo ve Diego Rivera Sergisi @ Pera Müzesi (20 Mart’a kadar)
Yine Mart ayında Pera’daki Oryantalist Resim Koleksiyon Sergisi
23 Mart’ta İstanbul Modern’de başlayacak “Kayıp Cennet” sergisi – dijital medya meraklılarına duyurulur.

Bunun dışında, malum taşınma hadiseleriyle kaçırmakta olduğum bir iki “okazyon” var, onları da yazayım, gitmek isteyenlere itinayla tavsiye..

14 Ocak – Athena Unplugged @ Babylon (Hoş bu unplugged olduğu için, Athena’yı en kanlı canlı haliyle izlemek isteyen beni çok da üzmedi)
26 Ocak – Büyük Ev Ablukada @ Salon İKSV

Fotoğraf da bu seneki doğumgünü dileklerimi üflerken.. Bakalım neler bekliyor 26'mı?
edit: Yine eski yayıncıların krallarından Koray'ın blogunda görünce öğrendim! Òlafur Arnalds da görüle! 10-11 Şubat @ Salon İKSV vuhuuuu