20 Mayıs 2009 Çarşamba

beni bu güzel havalar mahvetti

Baharı göremeden yaz geldi a dostlar!! Dışarısı 28-30 derece, akşam 9’da bile üstümüzde tişörtle oturabildiğimiz günler geldi aniden. Ve fakat daha yeni mavi montumu bile giyemedim, baharı atladık da yaza zıpladık, pek fena oldu mayıs’ın ortasında bu havalar.. pazar günü de pişti sezonunu açtık, duymayan kalmasın, evet evet, bildiğimiz pişti ayol! Hem de böyle hırslar yaparak oynadık, king’e mecalimiz kalmadı diyim anlayın siz nasıl bir hava hakim, nasıl bir kebap yapmaca isteği var bünyelerde. Çoook fena tatilim geldi, hem de en denizlisinden üüüf üf.. neyse.. pasajlarda ucuz kitap, ucuz giysi aramayı da özledim, iş hayatı yetti mi ne? Leonard Cohen biletleri de hayvannnnnn gibi pahalı, çıkmazdayım ve bunalımdayım pek tabii.

Ama geçenlerde biri bana beni “inanılmaz” bulduğunu söyledi, mutlu muyum ne!

10 Mayıs 2009 Pazar

modern türkiye

proje müdürümüz anlattı geçenlerde, amerika'dan bizim uçağı yapan şirketten bir grup gelmiş geçen sene analiz yapmak için. adamları gezdirirken bir tanesi "woooouv (amerikan nidası) ankara ne kadar modern bir şehir." demiş, bizimkiler de "allah allah nereden çıktı?" demişler, ankara'nın modern olmamasından değil de, hani bir anda nereden aklına esti be adam şeklinde.

adam da "baksanıza her yerde starbucks var." demiş.

fıkra gibi değil mi sevgili blog-takip-edicisi?

amerikan mantığı apayrı. dünya neden böyle bir yer daha rahat anlayabiliyor insan bazen.

süper babaanne reloaded

bugün anneler günü malum, sabah babaannemi aradık kutlamak içün. annemle konuştular ilk, nasılsın napıyorsun muhabbetlerinde şöyle buyurmuş kendisi:

"yavrum her işimi hallettim, para olunca her şey kolay. napolyon bile ne demiş? 'para, para, para' demiş. yaaa."

ahahaha, evet bunları söyleyen aşağıda resmini gördüğünüz 87 yaşındaki babaanne. hahayt. çok yaşa kuzum e mi?

yasemin mori


Ne zamandır aklımdaydı aslında yasemin mori kızımız hakkında bir yazı yazmak (“aslında bir konu var” diyip şarkısıyla da gönderme yaparım oley). Barcelona’dan yeni döndüğüm günlerdi, 2 hafta boyunca (massive attack konserine kadar ehe) “olm nereye döndüm ben”, “manyak mıyım niye döndüm” derken (barcelona’dan ankara’ya sevgili okur, boru diil yani) televizyonda değişik bir klip dönmekteydi, minik bir kız “aslında bir konu var” diyip şarkının sonlarına doğru da kreşendolara atıyordu kendini. Neyse ben bir iki baktım, o aralar bunalımda olduğumdan çok da yüz vermedim (yaseminciğimin de çok umrundaydı). Sonra masstival görüntülerinde izledim kendisini sanırım, ayyy çok heyecanlı, çok sıcak diye düşünmüştüm. Sonbahar gibi aslı albümünü aldı, arabada bir-iki şarkı dinledik, aa güzel ya aslında diye düşünüp ben de aldım albümü. Ve efendiiiiim 2008’in en beğendiğim albümlerinden biri varmış meğersem tam da orada. Her sabah “arjantin”e uyanır oldum, “kuzgun” dinlemeden evden çıkmaz, “bırak bu rock’n’roll”u demeden gün geçirmez oldum. Sonra yine bir İstanbul turunda emek kafe’de kahvaltı yapmak üzere arka masamıza geldi, bizim yanımızda da cd’si vardı, tabii ki büyükelçi olarak ben gidip cd’yi imzalattım (cd irem’de o ayrı). Çok şeker şirin bir insandı, ben masalarına doğru “merhabaaaa” diye yaklaşırken korku dolu bir “merhaba?” çaktı, sonra elimde cd’yi görünce “Aaaa” dedi sevindi ehehe kendi kalemiyle imzaladı hatta. Ben de yaa şöyle beğendik böyle beğendik gibi saçmaladım her zamanki gibi.. Giderken de bize hoşçakalıııın dedi, ben de tam hesap ödemek üzere kredi kartımı çıkarmış olduğumdan, elimde kredi kartım “Görüşürüüüüz” diye el salladım (kapitalizm rulez). Daha da kendisini görmedim, dün akşam da konseri vardı, evde uyumak çok tatlı geldi, ondan gidemedim ama en kısa zamanda mümkünse yazlık elbiselerle canlı canlı dinlemek lazım morimizi. Hala dinlemeyen varsa hemen yönlendireyim sizi bir lastfm, bir de myspace’e, beğenin alın. Bu arada lastfm paralı olmuş, yine depresyondayım.

http://www.myspace.com/yasemori

http://www.lastfm.com.tr/music/Yasemin+Mori

p.s. en sevdiğim resmini koyuyorum ahanda, elbise şahane yeaaa..

hıdrellez

Eskişehir’de lojmanda oturduğumuz günlere dair en belirgin anıların başrol oyuncuları, hıdrellez akşamları annemle babamın güzelleştirme çabaları sonucu bir nebze olsun bahçeye benzemiş bahçemize inip gül ağacına astığımız kırmızı kesecikler ve ağacın dibine oradan bulduğumuz bir dal yardımıyla çizdiğimiz dileklerdi. O zamanki dileklerim şöyleydi, “güzel bir evimiz olsun”, “güzel bir okulu kazanayım”, bir de sağlıklı olalım diye sağlığın s’sini çiziyordum sanırım.. Sonra o kesecikleri gül ağacından alırdı annem, cüzdanımızda taşırdık ta ki bir sonraki seneye kadar.

Ankara’ya geldiğimden beri hıdrellez etkinliği yapmıyormuşum galiba. Eda’yla geçen konuşurken Eda dedi hıdrellezde naapsak diye. Aaa dedim bizim evde kesecikler var, ben getiriyim, yaparız bi model dedim. Pazartesi gece eve gittim, kesecik arıyorum, başka zaman her yerde yüz tane olan kesecikler tabii ki ortada yoktu ben aradığım için. Neyse güç bela bir tane kırmızı buldum benim bozuk paraların arasında. Annem de odasından bir tane “punk” kesecik getirdi, yeşilli beyazlı kareli, ehehe. Bir tane de yedek gri bulduk, onları aldım gittim Salı akşamı Eda’ya. Bu arada nasıl yağmur yağıyor anlatamam, arabayı park ederken, küçük bir gölün içinden çıktım resmen. Neyse koşarak Eda’ya gittim, zaten daha dileklerimi hazırlamamışım, eheuh, çay, beyaz leblebi ve minik eti cin’ler eşliğinde kocaman bir kağıda (pembe) dileklerimi yazdım, çizdim. Eskiden daha paganvari bir şekilde resimlerle anlatırken, bu seneki dileklerimi “Hızır Baba’ya mektup” konseptinde oldu. Zira, her çizdiğim resmin yanına açıklamalarını yazdım, kişileri tanıttım, sonra nasıl çizeceğimi bilemediğim soyut kavramları da kağıdın kenarlarına yazdım; sağlık, mutluluk gibi...Aaaaa aşk yazmamışım şimdi farkettim, ama kalpler çizdim sayılır mı? Kimseyi unutmadım, gitmek istediğim yerleri, konserleri bile yazdım, inanılmaz çizimlerimle dileklerimi çizdim, doldurdum kağıdı. Ehehe.. Akabinde bizim keseciklerle kağıtları koymamız gereken bir büyük keseye ihtiyacımız oldu tabii, nasıl asıcaz kağıtları? Neyse Eda’nın lambası bozuk, ışık olmayan odasındaki dolaptan, el feneri işlevi de gören bir çakmak sayesinde, eskiden bir çiçeğin süsü olan mor file bir süs kağıdı bulduk, ben tamam tamam bu olur, hem de file, asılır çok güzel diye Eda’yı gaza getirdim ehuehue.. sonra aldık bundan iki parça kestik, içine dileklerimizin olduğu kağıtla keseciklerimizi koyduk, lastikle de bağladık. Bu arada yağmur da biraz yavaşlamıştı, hadi inelim dedik. Eda’nın apartmanının önündeki gül ağaçlarını gözümüze kestirdik, her yer karanlık ama el feneri işlevi gören çakmak tabii ki yanımızda. Bu arada tam “mission hıdrellez” modundayız, ikimizin de kafada kapşonlar, Eda’nın elinde el feneri, bir yandan da “kapıcının evinin önündeyiz şşştt” yapıyor, ben de çok ciddiyim “tamam” diyorum ahaha.. neyse gül ağacına ulaştık ki, zaten bizden önce davranıp kağıtları lastikle tutturanlar var ağaca. Oooh biz de yaparız ki diyip, bizim mor file kitsch keseleri ağacın dibine bıraktık, çok mu göze çarpıyo diye biraz sote bir yere bile ittirdik. Bu arada diğer gül ağacına birisi çorap asmış, kırmızılı siyahlı ahahaha, evet bildiğiniz eski çoraba koymuş dilekleri asmış ağaca, kesin olur valla tebrik ediyorum. Neyse hıdrellez mission’ımızın son ayağı olan keseleri toprağa gömme işini de Eda sabah yapmış, deniz olmadığından dileklerimizi denize atamadık, artık toprak altındaki solucanlar işimizi görür dedik. Seneye kadar tüm dileklerim olursa hızır babaya kocaman kırmızı keselerle dönücem. Bu da sözüm olsun gayrı.

İstanbul’daki ahırkapı hıdrellez şenliklerinin bol renkli fotoğrafları için: http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalGaleriHaber&ArticleID=934626&PAGE=1&Date=08.05.2009&CategoryID=77

4 Mayıs 2009 Pazartesi

dance me to the end of love.


son bir konser izleyeceksin, kimi istersin deseler, tom waits'le birinciliği kapmak için yarışır l.cohen. ha bu birinciliği kapmak için ikisinin de kılını kıpırdatmaması pek muhtemel, ama olsun ben kendimi kandırayım yine de. her neyse, geçenlerde leonard amcanın konser programına bakıp, ulan eylül'de barselona'da yakalasam mı, ayağımıza (acaba?) kadar geliyor, gidemezsem? deyu hayıflanıyordum. geçen sene 5-6 ağustos tarihli asparagas konser haberinden sonra, bu sene yine aynı tarihlerde istanbul'a geleceği söyleniyor leonard cohen'in. şimdiiiiiiii, dün bu haberi duyduktan sonra bi yarım saat "ulan kimi arasam?" diye dolandım evin içinde, zira pazar sabahı 11'de etrafımdaki kimse l.cohen konser haberine benim kadar sevinemez sanırsam. sonra 12'ye kadar bekleyip özgür'ü aradım. lavuğun bu durumdan haberi varmış zaten, "ama ben duydum ve hemen unuttum" gibi bi açıklama yaptı bana da ehehe.. sonra ben de "yaaa ama ben inanmıyorum, ispanya turunu kesip gelmesi lazım, sonra da geri ispanya'ya dönecek, pek mantıklı gelmiyi" desem de, özgür de "yeaaa yapıyorlar öyle şeyler, belli olmaz" dedi, verdi gazı. bakalım.


neyse ben bu olayı pek düşünmemeye çalışıyorum, sadece takvimden verilen tarihlere bakıp hemen yolculuk planı yaptım kendime o kadar. zaten yol arkadaşım genelde leonard cohen olduğundan kelli artı bi efor sarfetmeme gerek kalmadı, şimdilik tur takvimine bakıp duracağım, bir de sahne önü bileti alsam mı'nın analizini yapacağım kafamda biletler çıkana kadar. aklımı oynatırsam şaşmayın, sevinçtendir.

3 Mayıs 2009 Pazar

manik

delirecek gibi olduğumda kendime kızıyorum en başta. "ulan herkes yanında, tüm sevdiklerin bir telefon uzağında, hepsi huyunu bilir suyunu bilir, titre ve kendine gel denyocan." diyor içimdeki küçük, hayatı sallamayan, beni -özellikle depresif hallerimi- sık sık kınayan melike. böyle manik yapıyor beni. oh be diyorum, ha şöyle aslanım diyorum. ama yine de ara sıra mala bağlamaktan kendimi alamıyorum.

bu blog hiç böyle yazı görmezdi, du bakalım.

depresif

"resimler çizdin karakalem, laf ettiler çala kalem
kitaplar okundu, sen bendim, ben sen
engeller dahil koşuya
gerisi bahane, sessizlik dahil sohbete
az şey değil bu, vurulmak cephelerde.

gideceğiz günün birinde
gözün kulağın oldum bu süre içinde
aynan oldum, sen bendim, ben sen
bakıyoruz şimdi hesaplara.
kurallar bahane, beklemek dahil acıya

kral öldü, şehir düştü eğlenin doya doya.
o ufak çocuğuz hala, kendi krallığında hükmeden.
sen büyüdüm sandın yalnızca, beyaz eşyalarınla yanyana.

sen varolmak isteyen o kızsın hala.
kariyerler, bariyerler arasında
sen varolmak isteyen o kızsın hala
seçimlerin, geçimlerin arasında.

kral öldü, şehir düştü eğlenin doya doya.

o ufak çocuğuz hala, kendi krallığında hükmeden.
sen büyüdüm sandın yalnızca, beyaz eşyalarınla yanyana.
o ufak çocuğuz hala, kendi krallığında hükmeden
sen büyüdüm sandın yalnızca
gündemler ortasında, insanlarla yanyana.

kral öldü, şehir düştü

düştü, düştü – uyan."