10 Mayıs 2009 Pazar

hıdrellez

Eskişehir’de lojmanda oturduğumuz günlere dair en belirgin anıların başrol oyuncuları, hıdrellez akşamları annemle babamın güzelleştirme çabaları sonucu bir nebze olsun bahçeye benzemiş bahçemize inip gül ağacına astığımız kırmızı kesecikler ve ağacın dibine oradan bulduğumuz bir dal yardımıyla çizdiğimiz dileklerdi. O zamanki dileklerim şöyleydi, “güzel bir evimiz olsun”, “güzel bir okulu kazanayım”, bir de sağlıklı olalım diye sağlığın s’sini çiziyordum sanırım.. Sonra o kesecikleri gül ağacından alırdı annem, cüzdanımızda taşırdık ta ki bir sonraki seneye kadar.

Ankara’ya geldiğimden beri hıdrellez etkinliği yapmıyormuşum galiba. Eda’yla geçen konuşurken Eda dedi hıdrellezde naapsak diye. Aaa dedim bizim evde kesecikler var, ben getiriyim, yaparız bi model dedim. Pazartesi gece eve gittim, kesecik arıyorum, başka zaman her yerde yüz tane olan kesecikler tabii ki ortada yoktu ben aradığım için. Neyse güç bela bir tane kırmızı buldum benim bozuk paraların arasında. Annem de odasından bir tane “punk” kesecik getirdi, yeşilli beyazlı kareli, ehehe. Bir tane de yedek gri bulduk, onları aldım gittim Salı akşamı Eda’ya. Bu arada nasıl yağmur yağıyor anlatamam, arabayı park ederken, küçük bir gölün içinden çıktım resmen. Neyse koşarak Eda’ya gittim, zaten daha dileklerimi hazırlamamışım, eheuh, çay, beyaz leblebi ve minik eti cin’ler eşliğinde kocaman bir kağıda (pembe) dileklerimi yazdım, çizdim. Eskiden daha paganvari bir şekilde resimlerle anlatırken, bu seneki dileklerimi “Hızır Baba’ya mektup” konseptinde oldu. Zira, her çizdiğim resmin yanına açıklamalarını yazdım, kişileri tanıttım, sonra nasıl çizeceğimi bilemediğim soyut kavramları da kağıdın kenarlarına yazdım; sağlık, mutluluk gibi...Aaaaa aşk yazmamışım şimdi farkettim, ama kalpler çizdim sayılır mı? Kimseyi unutmadım, gitmek istediğim yerleri, konserleri bile yazdım, inanılmaz çizimlerimle dileklerimi çizdim, doldurdum kağıdı. Ehehe.. Akabinde bizim keseciklerle kağıtları koymamız gereken bir büyük keseye ihtiyacımız oldu tabii, nasıl asıcaz kağıtları? Neyse Eda’nın lambası bozuk, ışık olmayan odasındaki dolaptan, el feneri işlevi de gören bir çakmak sayesinde, eskiden bir çiçeğin süsü olan mor file bir süs kağıdı bulduk, ben tamam tamam bu olur, hem de file, asılır çok güzel diye Eda’yı gaza getirdim ehuehue.. sonra aldık bundan iki parça kestik, içine dileklerimizin olduğu kağıtla keseciklerimizi koyduk, lastikle de bağladık. Bu arada yağmur da biraz yavaşlamıştı, hadi inelim dedik. Eda’nın apartmanının önündeki gül ağaçlarını gözümüze kestirdik, her yer karanlık ama el feneri işlevi gören çakmak tabii ki yanımızda. Bu arada tam “mission hıdrellez” modundayız, ikimizin de kafada kapşonlar, Eda’nın elinde el feneri, bir yandan da “kapıcının evinin önündeyiz şşştt” yapıyor, ben de çok ciddiyim “tamam” diyorum ahaha.. neyse gül ağacına ulaştık ki, zaten bizden önce davranıp kağıtları lastikle tutturanlar var ağaca. Oooh biz de yaparız ki diyip, bizim mor file kitsch keseleri ağacın dibine bıraktık, çok mu göze çarpıyo diye biraz sote bir yere bile ittirdik. Bu arada diğer gül ağacına birisi çorap asmış, kırmızılı siyahlı ahahaha, evet bildiğiniz eski çoraba koymuş dilekleri asmış ağaca, kesin olur valla tebrik ediyorum. Neyse hıdrellez mission’ımızın son ayağı olan keseleri toprağa gömme işini de Eda sabah yapmış, deniz olmadığından dileklerimizi denize atamadık, artık toprak altındaki solucanlar işimizi görür dedik. Seneye kadar tüm dileklerim olursa hızır babaya kocaman kırmızı keselerle dönücem. Bu da sözüm olsun gayrı.

İstanbul’daki ahırkapı hıdrellez şenliklerinin bol renkli fotoğrafları için: http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalGaleriHaber&ArticleID=934626&PAGE=1&Date=08.05.2009&CategoryID=77

Hiç yorum yok: